Genel Başkanımız Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, 15 Temmuz'un 10. yıl dönümünde şehitleri rahmetle andı. PKK'ya yönelik özel bir yasal düzenlemenin FETÖ’cü hainleri de kapsayabileceğini belirtti. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 52. yılı dolayısıyla iki devletli çözümün ve Türkiye'nin garantörlüğünün vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Aksakal, KKTC'nin adının "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" olarak değiştirilmesini önerdi ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda tanınması çağrısında bulundu. Ekonomiye de değinen Aksakal, en düşük emekli maaşına 10 bin lira seyyanen zam yapılmasını talep ederken, 500 ve 1.000 liralık banknotların tedavüle alınması gerektiğini ifade etti.
Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal konuşmasında; "Dün, FETÖ terör örgütü taşeronluğunda küresel emperyalist yapının devletimizi ele geçirme ve ülkemizi işgal etme amacıyla giriştiği hain darbe kalkışmasının 10.ncu yol dönümüydü.
15 Temmuz 2016 gecesi bu meşum saldırılara göğsünü siper eden, vatanı ve bayrağı için gözünü kırpmadan şehadet şerbetini içen kahramanlarımızın o günkü ruh hali, milletimizin iradesine, vatanımıza ve demokrasimize yönelen hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmiş olsa da tıpkı o gece gösterilen kahramanlık, fedakârlık ve millî birlik ruhu bugün de hafızalarımızdaki ve yüreğimizdeki yerini ilk günkü gibi korumaktadır.
O gün, asil Türk milletinin kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın tüm evlatları tanklara, silahlara ve her türlü tehdide karşı yalnızca inançlarıyla millî iradeye sahip çıkarak tarihimizin en önemli demokrasi mücadelelerinden birine imza atmıştır.
Bu anlamlı günde; Vatanımız uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyorum.
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Gününü bir kez daha kutluyorum.
Değerli basın mensupları,
Küresel emperyalizmin vekil aparat olarak devletimize ve demokrasimize karşı kullandığı tek örgüt sizlerin de bildiği gibi sadece FETÖ terör örgütü değildir.
Belki de aynı tarih dilimlerine kurguladıkları ve kırk yıldır başımıza silahlı olarak musallat ettikleri bir PKK terör örgütü de var.
Süreç içerisince KCK adını verdikleri çatı altında çeşitlendirdikleri YPG, PYD, SDG, PJAK ve Avrupa Diasporası gibi farklı yapılanmaları da bunun türevleri olarak karşımıza çıkarıldı.
1999 yılı başlarında parlamentodan tek başına hükümet olarak güven oyu alan Demokratik Sol Parti iktidarında PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ı yakalayıp bağımsız Türk adaletine teslim ederek terörü bitirmiş isek de daha sonra yaşanan gelişmelerle birlikte yeniden canlanan bu örgütün bugün bir hareket alanı tamamen ortadan kaldırılmış, Ortadoğu’da, özellikle Suriye’de Türkiye Cumhuriyeti devletinin etkin varlığı karşısında yaşam şansları kalmamıştır.
Toplumsal olarak derin yaralara sebep olan bu çatışma ortamının artık ülke gündeminden sonsuza kadar çıkarılması amacıyla Meclis çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulmuş ve kapsamlı bir çözüm reçetesi ortaya konulmuştur.
Ancak terör örgütü PKK ve türevleri varlıklarını sona erdirmek şöyle dursun, Türk devletiyle kendilerini eşit statüde görme hadsizliğiyle ipe sapa gelmez talepler ortaya sürmüşler ve sürmeye de ısrarla devam etmektedirler.
Son günlerde sıkça sizlerin de gündemine getirilen bir sözde çerçeve yasa muhabbeti aldı başını gidiyor.
Güya bu yasa tek bir örgüt adına yani PKK’lılara özgü, sınırlı ve süreli olarak çıkarılacak, örgüt militanlarının teslim olabilmelerinin hukuki zeminini yaratacakmış. Yani özel bir yasa olacakmış!
Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kez daha hatırlatmada bulunmak isterim; yasalar herkese eşit uygulanır. Teröristin PKK’lısı, DEAŞ’lısı, FETÖ’cüsü olmaz. Terörist teröristtir!
Çıkarılmaya çalışılan bu sözde çerçeve yasa en kısa zamanda FETÖ’cü hainleri de kapsar hale gelecektir. Anayasa Mahkemesinin bu doğrultuda verilmiş çokça kararı arşivlerde ve hafızalarımızda duruyor. Sizi yanlış yönlendiriyorlar oyuna gelmeyin!
Ne dedik? Terörist teröristtir, katil katildir, hırsız hırsızdır. Birini kasten tabanca kullanarak öldürenle bıçak kullanarak öldüren hukukun karşısında farklı muamele görmez.
Bir lira çalan da hırsızdır, bir milyon lira çalan da!
Dolayısıyla sadece PKK’lıları kapsayan bir yasa çıkarıldığında yarın bu yasadan FETÖ’cüler de, DEAŞ’lılar da, başka diğer terör örgütleri de yararlanacaklardır. Buna mâni olamazsınız.
O vakit akıllara şu soru gelecektir; PKK’lılar gerekçe gösterilip FETÖ’cüler mi kurtarılmak isteniyor? Daha dün 15 Temmuz hain darbe kalkışmasının 10.ncu yıldönümünde şehitlerimizi ve o meşum günü andık, lânetledik.
Bunu kimseye anlatamazsınız!
Dünkü konuşmasında FETÖ’cü teröristler için Sayın Cumhurbaşkanı ne demişti?
“Bunlardan hicap duygusu diye bir şey göremezsiniz. Bunlarda zerre miskal bulunmaz. Bunlarda vatan bilincinin, millet şuurunun esamesi okunmaz. Bunların nazarında milli ve manevi değerlerin hiçbir kıymeti olmaz. Bunlar millet ve memleketin azılı düşmanlarıdır. Bunlar dünyevi çıkarları uğruna devletini ve milletini sırtından hançerleyen satılmış karakterlerdir.”
Bu sözlerin altına biz de imzamızı atıyoruz. Ancak unutmayalım ki, aynısı PKK’lılar için de geçerlidir, hem de fazlasıyla!
Bugünkü gerçek şudur ki, yine Sayın Cumhurbaşkanımızın sözleriyle anlatalım; “Öte yandan Türkiye'ye karşı beslediği kini terk edenlere, içine düştüğü sapkınlıktan çıkmaya çalışanlara, işledikleri suçlardan ötürü gerçekten nedamet duyanlara devletimiz hukuk içinde zaten gerekeni yapmaktadır.” dedikten sonra PKK’lılara özel başka bir yasal zemin yaratmaya çalışılmasını anlayışla karşılamak, görmezden gelmek ileride telafisi zor durumlara sebep olacaktır ki, bunu başta Sayın Cumhurbaşkanımız da istemez diye düşünüyoruz, buna inanmak istiyoruz.
Hukuk sistemimizde bu gibi nedamet gösterenlere ilişkin kucaklayıcı ve devletin şefkatini en üst düzeyde hissettiren yasalar ve uygulamalar zaten mevcut.
Biz Demokratik Sol Parti olarak, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunda açıkça ortaya konulan şartlar oluşmadan gündeme getirilecek böyle bir çalışmaya doğrultu tutarlılığımız gereği itirazımızı ortaya koyacağız.
Sayın basın mensupları,
Dört gün sonra Türk milletinin tarihindeki en şanlı, en haklı ve en onurlu sayfalarından birinin; Kıbrıs Barış Harekâtının 52.nci yıldönümünü kutlayacağız.
Ne garip tesadüftür ki dün 10.ncu yılını andığımız FETÖ darbe kalkışmasının aynı tarihinde bundan 52 yıl önce yine bir 15 Temmuz’da Kıbrıs Adasında da hain bir darbe gerçekleştirilmişti.
15 Temmuz 1974’te, adadaki soydaşlarımızın canına, namusuna ve varlığına kasteden karanlık EOKA terör örgütü, adadaki Türk kimliğini tümden yok etmeyi hedefine koymuş, Kıbrıs’ı bir Yunan adası yapmaya kalkışmıştı.
Bugün de olduğu gibi her türlü darbeye en kararlı şekilde karşı duran Demokratik Sol anlayışıyla bu siyasetin kuramcısı ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hiç tereddüt etmeden kahraman Türk askerini adaya göndermiş ve Kıbrıs Türkünün yalnız olmadığını tüm dünyaya ilan etmişti.
Değerli basın mensupları,
Kıbrıs Barış Harekâtı niteliği itibariyle, emperyalizmin doğu Akdeniz’deki planlarına indirilmiş en büyük tokatlardan biridir.
Demokratik Sol Parti olarak bizim için bu harekât, sadece askeri bir başarı değil, ulusal onurun, bağımsızlığın ve mazlumun yanında durma kararlılığının simgesidir.
Bülent Ecevit’in o dönem tüm dünyaya ilan ettiği “Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada'ya gidiyoruz.” şeklindeki tarihi sözler, bizim bugün de rehberimizdir.
Nitekim öyle de olmuştur. 1974’ten bu yana adada tek bir damla kan akmamış, her iki topluma huzur ve güven ortamı getirdiği gibi aynı zamanda Yunanistan’daki cunta yönetiminin de devrilmesine, Yunanistan’a da demokrasi gelmesine katkı koymuştur.
Harekâtın getirdiği bu barış ortamı üzerinde yükselen Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk milletinin adadaki bağımsızlık mührüdür ve bu mühür asla sökülemeyecektir.
Ancak bugün görüyoruz ki, yarım asır önce sahada aldıkları yenilgiyi hazmedemeyenler, bugün masada ve diplomasi koridorlarında Kıbrıs Türkünün kazanımlarını gasp etmeye çalışmaktadırlar.
Uluslararası güçler ve Rum yönetimi, "federasyon" adı altında Kıbrıs Türkünü azınlık statüsüne düşürmek, Türkiye’nin garantörlük hakkını elinden almak ve adadaki Türk varlığını zamanla eritmek istemektedir.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’deki meşru hakları, kıta sahanlıklarımız ve deniz yetki alanlarımız tek taraflı haritalarla, hukuksuz anlaşmalarla kuşatılmaya çalışılmaktadır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son yıllarda hız verdiği silahlanma faaliyetleri ve adayı yabancı askeri güçlerin üssü haline getirme çabaları, Doğu Akdeniz’in huzurunu açıkça tehdit etmektedir.
Bu girişimlerde bulunanlar ve destek veren ülkeler bilmelidirler ki Türkiye Cumhuriyeti hali hazırda Kıbrıs Adası’nın tümü üzerinde üç garantör devletinden biridir.
Yine bilinmelidir ki, Kıbrıs Türkünün egemenliğini yok sayan, onu ambargolarla dünyadan tecrit etmeye çalışan her türlü girişim bizim gözümüzde yok hükmündedir!
Biz, gücünü Ecevit’in kararlılığından alan Demokratik Sol Parti olarak, buradan hem içerideki işbirlikçilere hem de dışarıdaki emperyalist odaklara sesleniyoruz:
Birincisi; Kıbrıs’ta artık iki devletli çözüm dışında hiçbir formül masada olamaz!
Yıllarca sürdürülen ve Rum tarafının uzlaşmaz tavrı yüzünden çöken müzakere süreçleri göstermiştir ki çözüm ancak ve ancak Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin eşit egemenliği ve eşit uluslararası statüsüyle bağımsız bir devlet olarak tanınmasıyla mümkündür.
İkincisi; Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü bizim kırmızı çizgimizdir!
Türk askerinin adadaki varlığı, Kıbrıs’ta barışın ve istikrarın tek güvencesidir.
Askerimizin adadan çekilmesini, garantörlük haklarımızın sulandırılmasını teklif dahi etmek gaflettir, hıyanettir.
Üçüncüsü; Mavi Vatan’daki haklarımızdan tek bir geri adım atmayacağız!
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanlarındaki hakları, Türkiye’nin haklarından ayrı düşünülemez.
Doğu Akdeniz’de bizi kendi kıyılarımıza hapsetmek isteyenler, karşılarında yine 1974’ün sarsılmaz iradesini bulacaklardır.
Değerli basın mensupları,
DSP olarak, Kıbrıs davasını sadece bir dış politika meselesi olarak görmüyoruz. Kıbrıs bizim için milli bir varoluş, vatan savunması ve tarihsel bir sorumluluktur.
Bugün yapılması gereken en acil iş, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınması için tüm diplomatik imkanları seferber etmektir.
Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere, dost ve kardeş ülkelerle ilişkiler güçlendirilmeli, Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı haksız ambargolar mutlaka kırılmalıdır.
Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir, hiçbir zaman da yalnız kalmayacaktır.
Arkasında 86 milyon halkıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve DSP’nin sarsılmaz iradesi vardır.
Bu vesileyle Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi’ne de bir önerimiz olacaktır.
Barış Harekâtının 52.nci yıl dönümü törenlerinden sonra gerçekleşecek ilk toplantılarında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” olan devletin adını, “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” olarak değiştirecekleri bir yasal düzenlemeyi oy birliğiyle kararlaştırmalarıdırlar.
Ayrıca, önümüzdeki toplantısını Türkiye'de yapacak olan Türk Devletleri Topluluğu'nun, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci konumundan çıkarılarak, topluluğun asil üyeliğine kabul edilmesini de istiyor ve öneriyoruz.
Bu asil üyelik, toplantıya katılan tüm Türk Devletlerinin ortak önerisi ile olmalıdır ki, Türk Dünyasının birlik ve beraberliğini bütün dünya duysun ve öğrensin, Türkün şanlı tarihine yeni bir sayfa eklensin.
Ve devamında Türk Dünyasında yer alan tüm kardeş ülkeler, Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Birleşmiş Milletlerde tanıyarak, Büyükelçilerini göndermelidirler.
Bu duygu ve düşüncelerle, Kıbrıs Barış Harekâtının 52.nci yıldönümünü ve Kıbrıs Türkünün Barış ve Özgürlük Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyorum.
Bu kutlu günün yıldönümünde; harekâtın kararını büyük bir devlet adamlığı ve cesaretle alan Onursal Genel Başkanımız “Kıbrıs Fatihi” Bülent Ecevit’i, dönemin Başbakan Yardımcısı “Mücahit” Necmettin Erbakan’ı, Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük ve KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı , canlarını bu topraklar için feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır!
Değerli basın mensupları,
Siyasetin esasen en önemli konularının başında ekonomide yaşanan sıkıntılar gelmektedir.
Temmuz ayı itibariyle memur ve emekli maaşlarına uygulanacak zam oranları en yoğun tartışmaların ana konusu olmaya devam ediyor.
Halkın alım gücünün her geçen gün azalması, çarşıda pazarda dar gelirli yurttaşların yaşadığı sıkıntılar artık tarif edilemez boyutlara ulaşmıştır.
Artık yadsınmaz bir gerçektir ki, 2005 yılı başında Türk Lirasından silinen altı sıfırın biri geri gelmiştir.
Zira bugün 200 liralık banknotların alım gücü geçmişin 20 lirasına eşdeğer düzeydedir. Bunun mutlaka dikkate alınması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla nakit paranın kullanıldığı alanlarda bir rahatlama ihtiyacı kendini hissettirmekte, bunun için 500 liralık ve 1.000 liralık banknotlar cesaretle tedavüle sokulmalıdır.
Değerli basın mensupları,
Mevsimin ve siyasetin sıcaklığı içinde, geniş halk kitlelerinin yaşamakta olduğu ekonomik zorlukları unutmamak gerekir.
Ülkemizde enflasyon oranları konusunda fikir birliği yoktur. TÜİK tarafından açıklanan aylık enflasyon oranları ile yaşanan enflasyon oranları birbirinden çok farklıdır.
Özellikle dar ve sabit gelirliler, yaşanan enflasyon altında ezilmektedirler.
Devlet ve devleti yönetenler, devleti meydana getiren halkı, mutlu bir şekilde yaşatmak zorundadır.
Şeyh Edibali'nin, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gaziye söylediği, “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın” sözleri, devletin bekasının ancak adaleti sağlayarak, halkın huzur, refah ve haklarını koruyarak mümkün olabileceğini ifade eden derin bir yönetim felsefesidir.
Dün Meclis Genel Kurulunda kabul edilen ve 23.552 TL. olması kararlaştırılan en düşük emekli maaşına, Sayın Cumhurbaşkanımız Devletin başı ve iktidar partisi AK Parti Genel Başkanı olarak müdahale etmeli ve en düşük emekli maaşına 10.000 lira seyyanen zam yapmalı ve bu rakamı 33.552 Liraya çıkarmalıdır.
Bu önerimizi, emekten ve üretimden yana Sol bir partinin Genel başkanı olarak kamuoyu önünde yapıyorum. Umarım iktidar yetkilileri sesimizi duyarlar."