Genel Başkanımız Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, aşırı yağışların yol açtığı can kayıpları, fon krizi, 2027 bütçesi ve depremzede esnafın ekonomik sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dere yataklarındaki yapılaşma ve denetim eksikliklerini eleştiren Aksakal, fon krizinde sorumluların kim olursa olsun hesap vermesi gerektiğini belirterek “Tümünü açıklayın!” çağrısı yaptı. Asgari ücret için 2027 bütçesinde öngörülen faiz artışı oranında, yüzde 45 zam yapılmasını önerdi. Depremzede esnafın KOSGEB kredilerinin hibeye dönüştürülmesini veya en az 24 ay faizsiz ertelenmesini istedi. Yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadelede kapsamlı bir arınma sürecinin gerekliliğine de dikkat çekti.
Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal konuşmasında; "Son günlerde meydana gelen yoğun ve aşırı yağışlar sebebiyle yurt sathında çok ciddi sıkıntılar ardı ardına yaşandı. En az 7 vatandaşımız hayatını kaybetti. Birçok yurttaşımız yaralı olarak kurtarıldı.
Yaşamını yitiren yurttaşlarımıza yüce Allahtan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı, sabır ve metanet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.
Tabii bu arada haberlerde çok ironik bir söylemle de karşılaştık.
Haber muhabiri diyor ki; “Sarıyer’de Dereboyu cadesinde sel sularına düşen bir kişi yaşamını yitirdi, 300 işyeri ve 200 araç hasar gördü.”
Bakar mısınız? Neredeymiş?
Dereboyu caddesinde!
Be kardeşim dereboyuna neden ev yaparsınız? Hadi siz yapmak istediniz, oranın yerel yönetimi buna nasıl izin verirsiniz?
İşte bugün Belediyelerde karşımıza çıkan rüşvet, irtikap ve iltimasların bizi nerelere getirebileceğini hep birlikte görmek mecburiyetindeyiz.
Bir ev yapmak uğruna böylesi tehlikeli alanların seçilmesinin sonuçta hayatımızda ne denli sıkıntılar yaşatacağını artık yaşanmadan görmek zorundayız.
Ne derler? Bu da bize ders olsun!
Zaman geçirmeden, tereddüt etmeden dere yataklarına yapılmış binalar öncelikli olmak üzere, şartname ve imar mevzuatına aykırı olarak yapılmış tüm binalar tespit edilerek kentsel dönüşüm planlamasına dahil edilmelidir.
Başkaca bir çıkış yolumuz da yoktur.
Değerli basın mensupları,
Emperyalizmin sömürü alanları daraldıkça yoksul ülkelerde yaktıkları ateşler kendilerini de yakmaya başlamıştır.
Fransa’da yaşananlar esasen bunun en canlı ve güncel örneğidir.
Yüzyıllarca kanlarını emdikleri Afrika’nın birçok bölgesindeki sömürge devletlerin halkları özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazandıkça, mamaları kesilen sömürgecilerin bugün yaşamaya başladıkları ekonomik sıkıntılar ülkelerinin caddelerinde, sokaklarında kan ve gözyaşı, anarşi ve kaos olarak geri dönmeye başlamıştır.
Nihai aşamada bundan kaçışları da yoktur. Bu bilimsel bir gerçektir.
Onun için Ortadoğu’da yeni bir yapılanmanın hayata geçirilmesine kafa yoruyorlar, bu bölgenin yeniden şekillenmesine çabalıyorlar ama nafile işlerle uğraşıyorlar.
Kıbrıs adasından başlayarak doğu Akdeniz ve tüm Ortadoğu’yu hatta Arap Yarımadasını bu pis planlarına dahil etmeye çalışıyorlar.
Zaten ısrarla “Birleşik Kıbrıs” diye ortaya attıkları tezin de gerekçesi budur.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; Kıbrıs adasında fiili bir durum artık yerleşmiş vaziyettedir, iki devletli çözüm dışındaki her niyet bir hayaldir.
43 yıldır özgür ve bağımsız KKTC sonsuza kadar yaşayacak ve Kıbrıs Türk olarak kalacaktır.
Dolayısıyla emperyalizm ve vahşi kapitalizm için kara görünmüş, yolun sonuna gelinmiştir.
Değerli basın mensupları,
Son günlerde yaşanan ve hakikaten belki de tarihimizde hiç rastlamadığımız boyutta bir hırsızlık olayıyla karşı karşıyayız.
FON Krizi adı verilen olayın bize göre gerçek tanımı ahlâk krizidir!
Toplum ve evvel emirde siyaset kurumu ahlâk çizgisine getirilmek durumundadır. Geçmişte yaşananları unutmadık;
Ülkemizde şu ana kadar 1982’de Bankerler olayı, 1998’de Titan krizi, 1998’de Çiftlikbank soygunu, 2018’de Seçil Erzan Gizli Fon dolandırıcılığı.
Bakınız bu en son yaşadığımız 2026 Fon Krizi biraz önce saydıklarımın hepsinin yarattığı ekonomik zararın toplamından daha fazla zarar oluşturma noktasındadır.
Peki çözüm yolu nedir?
Elbette devletimiz mağdurları koruyup kollayacaktır. Onun için bunun karşılığında Fon Mağdurlarını ilgilendiren 9 Maddelik bir kanun teklifini Meclis gündemine taşımaktadır.
Ama bu teklif bize göre çok eksiktir.
Bu krizden fon mağdurlarından daha fazla olumsuz etkilenen devletimize ve SPK denetimlerine güvenerek gerek Cumhurbaşkanımızın gerekse Hazine ve Maliye Bakanımızın İstanbul Borsasına güven ifadelerine istinaden yatırım yapan bireysel yatırımcıları (Tabii art niyetli spekülatörler hariç) ve Bireysel Emeklilik Sistemi içinde yine yukarıdaki güvene istinaden hisse fonlarını seçen yatırımcıların, oluşan büyük zararlarını güvence altına alacak bir madde görünmemektedir.
Buna yönelik bir madde eklemek devletimizin itibarını artırır.
Ayrıca ülkemizde bu fon krizinin baş aktörleri aracı kurumlar, fon yöneticileri, bu işe adı karışan şirket sahipleri, spekülatörler ve nüfuzuna bakılmadan siyasi ya da bireysel kişiler muhakkak organize suç örgütü yani çete oluşturmaktan yargılanmalıdır.
Yoksa SPK mevzuatına göre en fazla 5 yıl ceza alıp kısa sürede serbest kalırlar, aldıkları cesaretle yeni oyunlar kurmaya da başlarlar.
Artı, ceza süresi uzun olursa bunların yurt dışına kaçırdıkları paraları da geri getirme şansımız çoğalır.
Şimdi Dünyadaki büyük Fon krizlerinde nasıl bir yol izlenmiştir kısaca sizlere anlatayım;
Krizlerin en büyüğü 2008 yılında ABD – MADOFF, 65 Milyar dolarlık kriz patlayınca ABD SPK’sı yani kısa adı SEC olan (Securities and Exchange Commission) durumu birçok kez inceledi ve gerçek işlemleri doğrulayamadı.
Hemen 2010 yılında DODO- FRANK Yasasını çıkardı. Tüm HEDGE’in (Korsan fonların) SEC’e kaydolmaları zorunluluğu getirildi, denetim sertleşti.
Üzerine “Ödüllü İhbar Sistemi” getirildi, ki tüm dünyada etkilidir, bu muhakkak ülkemizdede uygulanmalıdır.
Burada bir diğer önemli kriter “Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) üzerinden Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ve TAKASBANK’ta gözükmeyen fonlar var mıdır ve büyüklüğü ne kadardır? Bunun da incelenmesi gerekir.
Ülkemizdeki zengin hane halkının harcamalarının ağırlığı Özel Eğitim kurumları, Kültür ve Eğlence sektörü, lokanta ve otellere giderken, en düşük gelirli hane halkının giderleri gıda, sağlık, konut kiraları ve masrafları gelmektedir.
Bir ülkedeki toplumun kesimleri arasında, eğitimde sınıfsal farklılıklar ve kalite farkı yaratırsanız ülkeyi kalkındırma hamlesi içinde Avrupa standartlarının çok altında bırakırsınız.
TÜİK’in Eylül / 2026 gıda enflasyonu yıllık yüzde 27,62.
Halbuki market ve pazardaki enflasyon, altı temel ürün; ayçiçek yağı, un, şeker, çay, tuz ve kuru fasulyede yüzde 74.
TÜİK ile ENAG arasında yüzde 90’a yakın TÜFE farkı mevcuttur.
Şimdi TÜİK yetkililerine soruyorum;
Bu, yıllık 27,62 fiyat artışlı marketleri ya da pazarları bizlere de söyleyin halkımız yararlansın. Böyle yerler yoksa da artık gerçek rakamları yazın.
Fon krizindeki gelişmeleri partideki arkadaşlarım ve şahsım devamlı takip etmeye, çözüm önerilerimizi sunmaya devam edeceğiz.
Fon skandalının ülkemize yarattığı mali, siyasi, hukuki sıkıntılarını ana hatlarıyla anlatırken uluslararası piyasalarda Türk hisse senetlerine yönelik belirli endeks değişikliklerini yapmaya yetkili Morgan Stanley Capital International, kısaca MSCI dünyanın en büyük bağımsız kuruluşlarından biridir.
Ülkemizin bu fon krizinin kontrolü ve borsadaki şirketlerimizde Haziran / 2027 tarihine kadar ilerleme kaydedilemezse Türkiye’yi gelişmekte olan piyasalar statüsünden çıkaracağını belirtmiştir.
Bu durum neyi ifade eder? Zaten arzulanan ortamı yaratamadığımız için, ülke ekonomimizin daha negatif durumlara düşmesi, bizim yatırım yapılamaz ülkeler statüsüne girmemiz, Carry Trade gibi kısa dönem fırsatçılarının bile bizi tercih etmeyeceği anlamına gelir.
Bu da kısa vade dediğimiz 2027 yılının tamamında, kamu ve özel sektörün yaklaşık 250 milyar dolar borcunu ödeyebilmek için bugünden çok daha yüksek bir faiz oranıyla borçlanacağız demektir.
Başta Sayın Hazine ve Maliye Bakanı olmak üzere tüm yetkilileri 8 ay önceden uyarıyorum şimdiden tedbirlerinizi alın.
Halkın gözünde bu Fon krizinde, mevkisi konumu kim olursa olsun ister siyasetçi ister bürokrat isterse yargı mensubu. Tümünü açıklayın!
Değerli basın mensupları,
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz geçen hafta sonu 2027 yılı Bütçe tasarısını kamuoyuna açıkladı.
Burada Demokratik Sol Parti olarak bizim ilk etapta gördüğümüz, 2026 enflasyonu yüzde 29, 2027 enflasyonu yüzde 21 olarak öngörülürken bütçede gelir kalemi yüzde 44,1 gider Kalemi 44,3 olarak vücut bulmuş.
Bütçe açığı, ki çok önemli.. 2026 da 2.713 trilyon lira iken, 2027 yılında bu açık 3.868 trilyon lira ile yüzde 42,6 ve en önemlisi faize gidecek para 2026 da 2.741 trilyon lira iken 2027 de faize ayrılan pay 3.975 trilyon lira, yani yaklaşık yüzde 45 oranında artmıştır.
Yukarıdaki bu öngörülen rakamlar bile devletin tepesinde maliye ve finans konusundaki yetkililerin 2027 enflasyon tahmini ile kendi hazırladıkları bütçe arasındaki tutarsızlıkları göstermektedir.
İşte size Partimizin ilk teklifini açıklıyorum;
2027 yılının başında belli olacak asgari ücret artışını, beklenti enflasyon oranı üzerinden değil yine sizin yaptığınız bütçe öngörüsünde olan faiz ödemesi artış oranı üzerinden yüzde 45 olarak yapın.
Açıklanan bütçenin aslan payı zaten faize ayrılmış. Dolayısıyla yük yine artacak vergi miktarıyla halkın sırtına bindirilmiştir.
Hem böyle bir bütçe açıklayacaksınız hem de enflasyonla mücadele edeceğiz diyeceksiniz.
Buradan söylüyorum, bu bütçe enflasyonla bu oranlarla uyumlu bir bütçe değildir. Bu bütçe Seçim Bütçesi görünümlü, transfer harcamaları kalemleri ile uyumlu değildir.
Bu bütçe, cari açık oranının genişlemesine imkân sağlayan eğitim, sağlık ve özellikle tarımsal üretimin çok çok arka planda bırakıldığı salt vergi toplama bütçesidir!
İlerleyen dönemlerde gerek basın gerekse Mecliste konu ile ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmayı sürdüreceğim.
Değerli basın mensupları,
6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve başta Kahramanmaraş olmak üzere 11 ilimizi etkileyen depremler yalnızca can ve mal kayıplarına değil, bölgede ekonomik ve ticari hayatın da ciddi ölçüde zarar görmesine neden olmuştur.
Depremin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen bölge esnafımız ekonomik anlamda henüz istenilen düzeyde toparlanamamıştır.
Deprem sonrasında Dünya Bankası finansmanıyla KOSGEB aracılığıyla bölgedeki işletmelere sağlanan geri ödemeli destekler, ilk aşamada esnafımızın ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi açısından önemli bir katkı sağlamıştır.
Ancak bugün gelinen noktada, söz konusu kredilerin geri ödeme yükümlülükleri, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden depremzede esnafımız açısından yeni bir külfet oluşturmaktadır.
Vatandaşla diyaloglarımızda bizlere ve İl Başkanlıklarımıza iletilen bilgiler doğrultusunda, ödeme güçlüğü yaşayan bazı işletmelerin icra ve haciz işlemleriyle karşı karşıya kalma endişesi taşıdığı anlaşılmaktadır.
Deprem bölgesinde faaliyet gösteren işletmelerin önemli bir kısmı;
* Deprem nedeniyle sermaye ve müşteri kaybına uğramış,
* Artan işletme maliyetleri nedeniyle ekonomik zorluklarla karşılaşmış,
* Ticari faaliyetlerini henüz tam olarak eski seviyesine ulaştıramamış,
* Kredi geri ödemelerini karşılamakta güçlük yaşamaya başlamıştır.
Bu koşullar altında kredi tahsilatlarının devam etmesi, ekonomik açıdan kırılgan durumdaki işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesini daha da zorlaştıracaktır.
Demokratik Sol Parti olarak bizim birinci ve öncelikli önerimiz;
Dünya Bankası finansmanıyla KOSGEB aracılığıyla depremzede işletmelere sağlanan geri ödemeli desteklerin, gerekli hukuki ve mali düzenlemeler yapılarak hibeye dönüştürülmesidir.
İkinci olarak da alternatif önerimiz şudur;
Kredilerin hibeye dönüştürülmesinin mümkün olmaması durumunda, geri ödeme yükümlülüklerinin en az 24 ay faizsiz olarak ertelenmesi, bu süreçte ödeme güçlüğü yaşayan depremzede işletmelere yönelik varsa icra ve haciz işlemlerinin durdurulmasıdır.
Deprem bölgesinin ekonomik olarak yeniden ayağa kalkabilmesi, bölgedeki esnaf ve işletmelerin ticari faaliyetlerini sağlıklı şekilde sürdürebilmelerine bağlıdır.
Devletimizin deprem sonrasında sağladığı ekonomik desteklerin, henüz toparlanma sürecini tamamlayamamış işletmeler açısından yeni bir borç baskısına dönüşmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Demokratik Sol Parti siyasete yön veren bir partidir.
Değerli basın mensupları,
Gerek özel görüşmelerimizde ve gerekse kamuoyuna yaptığımız açıklamalarda ortaya koyduğumuz görüş ve öneriler başta iktidar partisi Akparti olmak üzere diğer partiler tarafından da ilgiyle izlenmekte ve desteklenmektedir.
Bakınız, en güncel gündem gereği ülkemizde siyasette yaşananlar perspektifinden baktığımızda yolsuzluk ve ahlaksızlıklar konusunda sadece CHP’nin arınması değil, bugün karşı karşıya kaldığımız fon krizi, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, kadınlardan yumurta alınması ve kara para aklama konularında bir büyük batak oluşmuştur.
İşte bu yüzden “tüm Türkiye’nin arınması” gerektiğini 8 ay önce söylemiştik.
İşte geldiğimiz noktada bunun ne denli önemli olduğunu hep birlikte izliyoruz.
Umuyor ve diliyoruz ki, aklı selim hakim kılınır, gerçek bir temiz eller operasyonu süreci yaşanır, hukuk kurallarından uzaklaşılmadığı ve adalet terazisinin şaşmadığı, kurunun yanında yaşın yanmadığı bir yöntem hassasiyetle uygulanır."