Genel Başkanımız Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Kurban Bayramı’nda yaşanan trafik kazalarına dikkat çekerek sürücüleri kurallara uymaya çağırdı. CHP’de yaşanan kurultay süreci, yargılamalar ve parti içi tartışmaları da değerlendiren Aksakal, yaşanan gelişmelerin demokratik siyasetin geleceği adına endişe verici olduğunu ifade etti. CHP’nin tarihsel misyonuna dikkat çekerek parti içindeki birlik ve beraberliğin zarar gördüğünü belirtirken, Atatürk’ün kurduğu büyük miras içinde siyaset Yapmış, Ancak bugünkü yönetim anlayışıyla yolu ayrılan ve vatan duygusu taşıyan Milletvekilleri ve Yerel Yöneticilere DSP çatısı altında birleşme çağrısında bulundu.
Genel Başkanımız Önder Aksakal, yapığı açıklamasında; "Geçtiğimiz hafta idrak ettiğimiz mübarek Kurban Bayramınızı bir kez daha tebrik ediyorum, kutsal topraklarda Hac farizasını yerine getiren tüm Müslümanların ibadetlerinin yüce katında kabulünü ve sağlıkla evlerine dönmelerini cenabı Allahtan niyaz ediyorum.
Her bayram tatili döneminde yaşadığımız ve içimizi acıtan trafik kazaları yine canlarımıza mal oldu, meydana gelen bu kazalarda 70 insanımızı kurban verdik.
Her zaman ve her fırsatta söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz; trafiğe çıkıldığında yollar bir yarış pisti değildir, sürücülerin araçlarıyla elde edebilecekleri bir üstünlük yoktur!
Hatırlatmak isterim; yorgun ve uykusuz yola çıkmayın, uykunuz geldiğinde en yakın dinlenme tesisine girerek bir süreliğine uyuyarak dinlenin.
Aksi durumda katlanılması zor acıların müsebbibi olursunuz.
Bu vesileyle, meydana gelen kazalarda yaşamını yitiren yurttaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Değerli basın mensupları,
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırıların 102.nci günündeyiz.
Lâfı farklı cümlelerle eğip bükmeden doğrudan söylemek gerekirse; bu emperyalist savaşta ABD ve İsrail yenilmiştir!
ABD Başkanı Trump istediği kadar yaşananları ve süreci manipüle edebilir, yalanlarına ve algı çalışmalarına devam edebilir. Artık dünya gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmüştür.
İsrail ise fırsattan istifade telaşıyla Lübnan topraklarını işgal ederek bölgede geri dönülmesi zor bir sürecin fitillerini ateşlemektedir.
Netenyahu’nun saplantı haline getirdiği “arzı mevud” hayallerinden kendisini kurtarması hem kendi adına hem de İsrail devleti adına zorunludur ve önemlidir.
Aksi durumda bölgede neler yaşanabileceğini tasavvur etmek zor olmayacaktır.
Türkiye olarak bu olası riski bertaraf edebilmek amacıyla ortaya koyduğumuz “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” stratejisine karşı özellikle İsrail tarafının ket koyması, bölgedeki PKK terör örgütü unsurlarını desteklemeye devam etmesi, terör örgütünün Kandil’deki elebaşlarını da cesaretlendirmekte, sözde silahlarını bıraktıklarına toplumu inandırmaya çalışan bir takım siyasi partilerin Genel Başkanlarının görüş ve söylemlerinin aksine duruş sergiledikleri alenen ortadadır.
Geçtiğimiz günlerde bir PKK elebaşı verdiği röportajda açıkça bunu ortaya koyuyor, en azından kendileri adına dürüst davranıyor.
Ne diyor bu PKK yöneticisi terörist?
“Hareket silah bırakmadı, silahlı mücadeleyi bırakma yönünde adım attı. Biz demokratik siyaset stratejisini benimsediğimizi söyledik. Ancak demokratik siyaset yapmanın önü açılmıyor. Bu şekilde çözüm olmaz.” diyor. Daha ne desin?
Acı olan şudur ki; kırk yıldır şehit cenazelerinde “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye toplumu sokaklarda bağırtanlar, seçim otobüslerinin üzerinden bebek katili için urgan fırlatanlar bugün terörsüz Türkiye açılımının ikinci aşamasına geçilmelidir diyerek terör örgütünün söylemleriyle aynı hizaya gelmektedirler.
Bu kabul edilemez!
PKK terör örgütü ve türevi unsurlar Ortadoğu’dan ve Avrupa’dan tamamen tasfiye edilmeden, başta Amerika olmak üzere bazı AB ülkeleri tarafından verilen silahlar tamamen teslim edilmeden bir yasama çalışmasına kalkışılması öncelikle vatan uğruna can vermiş şehitlerimize, vücudunun bir parçasını kaybetmiş gazilerimize ve nihayetinde vatana ihanettir!
Şimdi hadiseyi farklı bir mecraya doğru çekerek daha yumuşak bir geçişin çarelerinin arandığına tanık oluyoruz.
Yıllarca terör örgütü PKK’ya hizmet etmiş, binlerce şehidimizin kanı elinde olan bir takım militanları cezasız bir şekilde yeniden toplum içine karışmasını sağlayacak yasal çalışmalar yapıldığına ilişkin duyumlar alıyoruz.
Açıkça uyarıyorum; yanlış yaparsınız! O gelecek olan üç-beş militandan alacağınız silahlar değildir milletimizin beklediği.
Amerika, İsrail ve birtakım AB ülkelerince kendilerine verilen binlerce TIR dolusu ağır silahlar öncelikle teslim alınmalı, Kandil’deki elebaşları bulundukları kamplardan çıkarılmalı, hangi cehenneme gideceklerse gittikten sonra geriye kalan artıkları için detaylı bir çalışma yapılmalıdır.
Emperyalist planlar hız kesmeden devam etmektedir.
İşte bugün geldiğimiz noktada İran’ın önce Birleşik Arap Emirliklerinde ve Kuveyt’te ABD üslerini vurması, ardından İsrail’i füze yağmuruna tutması olası yaşanacakların bir fragmanıdır.
İsrail Amerika’ya rağmen hedefine koyduğu sözde “vaat edilmiş topraklar” hayal ve hezeyanıyla tüm bölgeyi cehenneme çevirmekten çekinmemektedir.
Türkiye uyanık olmak zorundadır. Kırk yıl boyunca bölgemizdeki Siyonist ve evanjelist stratejilere uşaklık etmiş bir terör örgütü ile kadim Türk devletinin uzlaşması mümkün değildir, doğrusu imkân dahilinde de değildir.
Biraz önce de belirttiğim gibi terör elebaşı zaten açıkça bunu ortaya da koymuş, “biz silah bırakmadık, sadece silahlı mücadeleyi bırakma kararı aldık” demektedir.
Emperyalizme ve terörizme karşı yürüttüğü mücadelesinde iki kez Gazi’lik unvanına nail olmuş bu yüce Meclis çatısı altında sözüm ona “milliyetçilik” kisvesine bürünerek terör örgütünün siyasi aktörleri ile aynı hizada bulunulma görüntüsü yaratılması, kadim Türk tarihinin en önemli talihsizlikleri arasında yerini alacaktır. Ve tarih bunu mutlaka kalın harflerle yazacaktır!
Değerli basın mensupları,
İç siyasette oldukça hareketli bir dönem geçiriyoruz.
Özellikle ana muhalefet partisi CHP düzleminde gelişen olaylar gerek demokratik siyaseti gerekse toplumun hukuka ve adalete olan duygularını yok edebilecek düzeylere çıkarmaktadır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi merkezli gündeme gelen “rüşvet, yolsuzluk, irtikap, ihaleye fesat karıştırma vb.” iddialar, Belediye Başkanlığı aday belirlemelerinde karar iradesinin başındaki siyasetçilere verildiği söylenen milyonlarca dolar paralar ve bir takım toplumsal ahlak kurallarına mugayir ilişkiler kapsamındaki soruşturma ve yargılamalar süreciyle birlikte CHP’nin 38.nci Olağan Kurultayının “mutlak butlan” kararıyla yok hükmünde sayılması sonrasında yaşanan Genel Başkan değişikliği esasen siyasetin özgün karakterine dair kriterlerin ne kadar sağlam olduğu konusunu tartışmaya açmıştır.
Siyaset, kişisel ikbal için kullanılacak bir basamak değildir, olmamalıdır.
Ancak üzülerek yaşıyor ve tanık oluyoruz ki her türlü değer yargısının bir kenara bırakılarak salt bireysel hedef ve beklentiler doğrultusunda verilen kararlar sadece siyasete değil özünde demokrasiye, hukuk devletine ve demokratik toplum yaşamına zarar vermektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi tarihsel geçmişi ve misyonu itibariyle çok partili döneme geçilmesi sonrasında hep ayrı bir konumda algılanmış ve değerlendirilmiştir.
Dün yüce Meclisin çatısı altında ve Genel Merkez binasında yaşanan CHP grup toplantısı kaosunu, giriş kapılarında toplanan yurttaşlara yaşatılan zulmü ve eziyeti tüm Türkiye ile bizlikte burada ibretle izledik.
Sokaklarda fütursuzca sergilenen sözde “hak mücadelesi” eylem biçimlerini demokrasinin mabedi bu kutlu çatı altında yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yoktur, haddi de olmamalıdır.
Emperyalizme karşı dünyanın ilk ulusal kurtuluş savaşını yönetmiş bu gazi Meclisin koridorlarında, salonlarında kişisel ihtiraslarını tatmin etmek isteyenlerin pervazsızlıklarına bir daha izin verilmemelidir.
İnanın, tüm bu yaşananlar karşısında duygu ve düşüncelerimizi bir kelimeye sığdırmak gerekirse yalnızca şunu söyleyebilirim; demokratik siyasetin geleceği adına ENDİŞELENDİK!
Değerli basın mensupları,
Bugün burada, sadece bir Parti Lideri, sadece bir Milletvekili olarak değil; bu ülkenin geçmişine, bugününe ve geleceğine karşı tarihi sorumluluk taşıyan bir nefer olarak konuşuyorum.
Bizler, sıradan bir siyasi kulvarın yolcuları değiliz.
Bizler, bu toprakların mayasını, bağımsızlık karakterini ruhunda taşıyanlarız.
Tam da bu yüzden, bugün Türkiye’nin önünde duran manzara karşısında sessiz kalmamız, rüzgârın yönüne göre yön belirlememiz, “selden kütük toplama” anlayışıyla hareket etmemiz mümkün değildir.
Açık ve net söylüyorum: CHP, Türkiye’nin kurucu iradesi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş bir partidir.
Bu gerçeği hiç kimse tarihten de, bu milletin hafızasından da silemez.
CHP’nin tarihsel bir geçmişi ve misyonu vardır.
O misyon, cephelerden meclise taşınan, Cumhuriyeti kuran ve bu ülkeye çok partili hayatı, demokrasiyi getiren iradenin ta kendisidir.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, hepimizin yüreğini burkan, Türk siyasetini derinden sarsan bir tabloyla karşı karşıyayız.
Kurucu değerlerin savrulduğu, umutların tükendiği bir fetret devri yaşanmaktadır.
Buradan, bu kürsüden ilan ediyorum: Biz, cumhuriyetin köklü çınarlarının devrilmesine, o çınarın gölgesinde büyüyen umutların yok edilmesine asla müsaade edemeyiz.
Fakat ortada duran bir başka hakikat daha var. Şunu herkes görmelidir ki; öncelikle CHP yaşadığı ve yaşattığı bu üzücü durumu kendi özgün iradesiyle bertaraf etmesi gerekiyor.
Millet çaresizce bir çıkış yolu ararken, Demokratik Sol Parti olarak biz, kurucu iradenin mirasçısı olan bir yapının kendi içinde göz göre göre erimesine seyirci kalamayız.
Siyaset, tıkanan yolları açma sanatıdır.
Eğer bir yol kapandıysa, o yolu açacak olan irade işte bu salondadır, Demokratik Sol Parti’dedir!
Bizim niyetimiz bellidir. Bizim sevdamız bellidir.
Amacımız, ortak paydamız; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye’dir!
İnsanca ve hakça bir düzendir!
Bizim tek bir derdimiz var: Bunu yaşama geçirmek, güçlendirmek ve yaşanabilir bir Türkiye’yi evlatlarımıza miras bırakmaktır!
Bugün bunun yegâne anahtarı ise tek bir kelimede gizlidir: Demokrasi!
Gerçek, katıksız ve tavizsiz bir demokrasi!
İşte bu büyük amaç için, omuzlarındaki tarihi yükün farkında olan herkese sesleniyorum.
Bugün gelinen noktada CHP içerisindeki birlik ve beraberlik derin yara almıştır.
Siyaseten yaşanan savrulmanın yanında nelere mâl olabileceğini idrak edecek birikimin olduğuna inanıyorum.
Gün, cumhuriyetin kalesini yeniden güçlendirme günüdür.
Buradan, Atatürk’ün kurduğu o büyük mirasın içinde siyaset yapan, ancak bugünkü yönetim anlayışıyla yolu ayrılan, yüreği vatan için çarpan herkese çağrı yapıyorum;
DSP, CHP’nin bugünkü meclis yapısı içerisinde bulunan saygın Milletvekillerine ve yerel yönetimlerinde görev almış Belediye Başkanı, Belediye ve İl Genel Meclisi üyesi yerel yöneticilerine kapılarını ardına kadar açmaktadır!
Burası sizin evinizdir! Burası Karaoğlan Bülent Ecevit’in, dürüstlüğün, nezaketin ve eğilmeyen başların yuvasıdır.
Gelin, gücümüzü birleştirelim. Gelin, laik ve demokratik Cumhuriyeti hep birlikte yeniden şaha kaldıralım!"