Genel Başkanımız Önder Aksakal, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, depremin üçüncü yıl dönümünde hayatını kaybeden yurttaşları anarak acının hâlâ ilk günkü kadar derin olduğunu ifade etti. Deprem felaketinin siyasi tartışmalara malzeme edilmesini eleştiren Aksakal, devletin tüm kurumlarıyla ilk günden itibaren sahada olduğunu vurguladı ve ekonomik sıkıntıların temel nedenlerinden birinin deprem olduğunu dile getirdi. Olası İstanbul, Marmara ve Ege depremleri için iktidar ve muhalefete ortak hareket çağrısında bulunarak, kentsel dönüşümün yanında “yeni kentler” projelerinin hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu söyledi ve milli birlik ve beraberlik vurgusu yaptı.
Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal, "Yarın, üç yıl önce yaşadığımız, sadece bizleri değil tüm dünyayı derinden etkileyen asrın felaketi, (belki de bir “kıyamet fragmanı” desek daha isabetli olur) Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi neredeyse yerle bir eden depremlerin yıldönümü nedeniyle Demokratik Sol Parti olarak duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak üzere söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi ve bizleri izleyen aziz yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Acımız ilk günkü kadar derindir, ilk günkü kadar büyüktür.
50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz, 110 bine yakın insanımızın yaralı olarak kurtulabildiği bu felakette binlerce insanımız da organlarını kaybetti ve yaşamlarına eksik bedenle devam etme çabasındadırlar.
Böyle bir felaketin siyasi mülahazalara konu edilmesinin hiçbir haklı gerekçesi ve kayda değer karşılığı olamaz.
Devletimizin ilk günden ve ilk andan itibaren tüm kurumlarıyla, milletimizle el ele vererek bu badirenin yarattığı olumsuzlukları aşabilmenin gayreti içinde olduğunu gördük, aslına bakarsanız herkes de çok iyi biliyor.
Bugün toplumsal olarak yaşadığımız her türlü ekonomik sıkıntımızın altında yatan en önemli sebeplerden bir tanesi de bu büyük deprem felaketidir.
O kış gününde, insanlarımızın en kısa zamanda çadırlarda, konteynerlerde, öğrenci yurtlarında, spor salonlarında, boş apartmanlarda ve hatta birçok insanımızın depremzedelere kendi yuvalarının kapısını açmasıyla sıcak yaşama elverişli her türlü imkânı kullanıp sahiplenerek bu günlere kadar gelebildik.
İki hafta önce Hatay’da 455 bininci konutun depremzede yurttaşlarımıza teslim edildiği anı yaşamak bir nebze olsun hissedilen acılarımızı hafifletse de daha yapacak çok işimizin olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır.
Gerçekten büyük bir özveri, büyük bir dirayet ve cesaretle böyle ekonomik sonucu olacak kararları alan ve tavizsizce uygulayarak onbinlerce insanımızın yeni yuvalarına kavuşmalarına vesile olan başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, İnşaat Mühendisliği mesleğinin en büyük Şantiye Şefi Bakanımız Sayın Murat Kurum ve diğer tüm Sayın Bakanlarımıza, Polis ve Jandarma Teşkilatlarımıza, Silahlı Kuvvetlerimize, AFAD, Kızılay ve diğer tüm Sivil Toplum Kuruluşlarımıza, her türlü maddi desteğini ortaya koyan dost ve kardeş ülkelere, Bankalarımıza, Sanayi ve Ticari kuruluşlarımıza, iş insanlarımıza, sivil vatandaşlarımıza, kumbaralarındaki paralarını bağışlayan kendileri küçük, yürekleri büyük evlatlarımıza buradan, Milletin Meclisinden bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.
Allah böyle bir acıyı, böyle bir felaketi sadece bizlere değil, hiçbir kuluna yaşatmasın.
Sayın Başkan, değerli Milletvekilleri,
Bizler inançlı insanlarız, yaşananları kaderimizle özdeşleyip ruh dünyamızın aydınlık kalacağını benimsemişiz ancak, olayların akıl, fikir, mantık ve matematik boyutlarını da asla gözden uzak tutamayız.
Yeni acıların yaşanmaması için alınan tedbirler ve yapılan uygulamalar karşısında hâlâ daha direnç gösteren kişi ve kesimlerin var olduğunu görüyoruz.
Bu arada şunu da belirtmeliyim ki; bu gibi devasa bir badirenin tartışıldığı ortamlarda geçmişle kıyaslamalar hadisesine artık girilmemelidir.
06 Şubat’ta kim neredeydi, kaç saatte, kaç dakikada ulaştı, vay efendin 1999 depreminde şöyle oldu vs. türünden yaklaşımlar sorunların çözümüne değil bilakis kronikleşmesine sebep olmakta, çözüm arayışlarını baltalamakta ve çalışma şevkini kırmaktadır.
Her dönemin kendine özgü şartları, imkânları ya da imkânsızlıklarının olabileceğini düşünerek söylem geliştirmek mecburiyetindeyiz.
Hiçbir devlet adamı, hiçbir görevli bu gibi doğal felaketler karşısında kayıtsız kalmaz, duygusuzlaşmaz, kasıtlı bir eylem içinde bulunmaz. Bu insanlık kavramının özüne aykırıdır.
Efendim; 1999 büyük Marmara depreminde şunlar olmadı, 06 Şubat’ta bunları yaptık.. 2002’de şu kadar Ambulansımız vardı, şu kadar yatak kapasiteli hastanemiz vardı bugün bu kadar demek, sadece yapılması gerekenlerin ve yapılanların bir lütuf olduğu algısını yaratır.
Oysa bunların hepsi devletin asli görevi ve sorumluluğudur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde yangına tulumbacılarla gidiliyormuş olması karşısında, bugün her noktada bir İtfaiye aracımızın göreve hazır bulunması, İstanbul’un Fatihi Sultan Mehmet’i değersiz bir devlet adamı haline getiremez.
Bugün artık kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak bizleri beklediğini düşündüğümüz İstanbul, Ege, Marmara gibi bölgelerimizde yaşanması olası büyük depremlerin öncesinde yapılması gerekenleri zaman geçirmeden, iktidarıyla muhalefetiyle, merkezi yönetimiyle, yerel yönetimiyle parti farkı gözetmeksizin el ele, kafa kafaya vererek çözümler yaratıp uygulamaya geçirmek zorundayız. Başka seçeneğimiz yoktur.
Kentsel dönüşüm projelerinin yanında Demokratik Sol Parti olarak her fırsatta gündeme getirdiğimiz yeni kentler projelerinin hayat geçirilmesi elzemdir.
Deprem yıktığında bunun bedelini devlet eliyle millet üstleniyor!
Binlerce canımıza mâl oluyor. Milyarlarca lira milli servetimiz heba oluyor.
O halde bu değerlerimizi kaybetmeden de tedbirler alınabilir, alt yapıları en güncel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde yeni kentleşme alanları planlanabilir ve buralarda üretilecek arsalarda son teknoloji ile yeni, sağlıklı, güvenli binalar yapılabilir.
Bunu gerçekleştirmek için bir tek şeye ihtiyaç var; o da, milli birlik ve beraberlik duygusudur.
Deprem, sel felaketi gerçekleştiğinde kimsenin hangi inançtan, hangi etnik kökenden geldiğini sorgulamıyor. Dolayısıyla bu sorun tüm siyasi yapılar olarak hepimizin omuzlarındaki en önemli sorumluluktur.
Bu çağrımızın gerek bugünkü iktidarın sahibi Akparti ve Sayın Cumhurbaşkanımız, gerekse hangi partiden olursa olsun yerel yönetimlerdeki tüm Belediye Başkanlarımız tarafından önemle ve öncelikle dikkate alınmasını bekliyor, Milletin Meclisinden tarihe not düşüyoruz.
Sözlerime son verirken depremlerde yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza bir kez daha yüce Allahtan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve metanet, tedavileri devam eden kardeşlerimize acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum."