Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal, İzmir İl Olağan Kongresi’nde yaptığı konuşmada Türkiye’nin siyasi gündemi, terörle mücadele süreci ve yerel yönetimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İzmir’in sorunlarına dikkat çeken Aksakal, DSP’nin seçim çalışmalarını hızlandırarak teşkilat yapısını güçlendireceğini belirtti. Aksakal, “İzmir’i yaşatmanın tek bir yolu vardır, o da yeniden DSP belediyeciliğini buraya hâkim kılmaktır” ifadelerini kullandı.
Kongre sonucunda İzmir İl Başkanı Adem Yaşar ve yönetimi seçilen tüm partilileri tebrik ederek başarılar diledi.
Programda yaptığı konuşmada Aksakal, Demokratik Sol Parti İzmir İl Örgütümüzün Olağan Kongresinede sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum, hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz.
Sözlerime başlarken, bugün Manisa’da meydana gelen bir trafik kazasında 11 insanımızı daha kaybettik. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla bir facia bu.
Yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet, kederli ailelerine sabır ve metanet diliyorum. Milletimizin başı sağolsun.
Çokça yaralı olduğu bilgisi de var, umarım başka can kaybı yaşanmaz. Yaralılara da acil şifalar temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, kıymetli misafirlerimiz,
Sizlerin de bildiğiniz gibi Demokratik Sol Parti olarak bu yıl 41.nci yaşımızı kutlayacağız.
Ve tabii Allah nazardan saklasın, 41 kere maşallah diyorum!
Bu 41 yılın nasıl başladığını, nasıl yaşandığını, hangi inanç ve ruh halinin hakimiyetinin yaşama geçirildiğini ancak Ecevit’in rahle-i tedrisatından geçenler, Demokratik Sol felsefeyi özgün yaşam kurallarıyla örtüştürebilenler, kadim Türk kültürünün milli ve manevi duygularında yaşatabilenler bilir.
Elbette zaman zaman emek sarfetmeden, kendinden birşeyler katmadan bu partinin nimetlerinden yararlananlar olmuştur, olacaktır ve hatta bugün dahi olmayı hesap edenler çıkacaktır.
Ama biz biliyoruz ki, Demokratik Sol Partiyi 41 senedir yüreğinde yaşatan, başının üzerinde taşıyan, gecesini gündüzünü yeniden Demokratik Sol iktidarı hedefinde tutan Ecevit’in evlatları hiçbir şekilde bu kumpaslara, bu tezgâhlara, bu ayak oyunlarına gelmediler ve gelmeyeceklerdir.
Buna yürekten inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım yine bildiğiniz gibi aynı zamanda bu sene 13. Olağan Kurultayımızı da toplayacağız.
Partimizin kuruluş yıldönümü kutlamalarını da Kurultayımızın toplandığı tarihte birlikte gerçekleştireceğiz ve Türk siyaset tarihinde 41 sene, doğrultusundan ve tutarlılığından en ufak bir taviz vermeden, özellikle son 25 senesini de her türlü imkansızlıklara rağmen ülkemiz ve milletimiz için maddi manevi büyük fedakarlıklar göstererek halkımıza bir sığınılacak güvenli liman olarak kapısını açık tuttuğunuz için sizlerle ne kadar övünsek, sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır.
15 Mayıs 1919’da Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen ve üç yıl süren büyük bir mücadelenenin sonrasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleştirilen ulusal kurutuluş savaşıyla yudumuzdan kovduğumuz, hatta denize döktüğümüz yerde, yani İzmir’de Demokratik Sol’un yaşam mücadelesini veren siz değerli yol arkadaşlarım her türlü takdirin üstünde bir değere sahipsiniz.
Demokratik Sol Partimizin İzmir Örgütleri her dönemde bu mücadelenin en ön saflarında yer almışlardır.
Kuvva-i Milliye ruhu, tam bağımsızlık ideali, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilklerine olan koşulsuz ve tereddütsüz bağlılık, Partimizin kurucusu ve kuramcısı Onursal Genel Başkanımız, Başbakanımız Bülent Ecevitin yolunda yalpalamadan yürümek, İzmir’li demokratik Solcu kardeşlerimizin karakterlerinin en belirgin özelliğidir.
Bundan böyle de aynı inanç ve kararlılıkla yolumuzda yürümeye devam edeceğinize yürekten inanıyorum.
Değerli Demokratik Solcular, basınımızın değerli temsilcileri,
Bugün Türkiye, cumhuriyet tarihinin en belirsiz dönemlerinden birini yaşamaktadır.
Sizlerin de yakından takip ettiği gibi bölgemizde yaşanan sıkıntıların, İsrail’in hedefiyle örtüştürülerek yaşama geçirilmeye çalışılan emperyalist yayılmacılık ve işgal stratejilerinin uygulanmasında ülkemiz topraklarının da hedef alındığı açık bir vakıadır.
Bu manada yeni planlar da hayata geçirilmekte ve bu planlara karşı Türkiye olarak “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” mottosuyla bir program ortaya konulmaktadır.
Geldiğimiz noktada bunun bir devlet projesi niteliğine bürünmesini anlayışla karşıladığımızı da açık yüreklilikle ifade etmeliyim.
Bu doğrultuda yapılan çalışmalara Demokratik Sol Pzrti olarak katıldık, katkı verdik, devletimizin ve milletimizin aleyhine sonuç yaratabilecek her tür girişimin karşısında olduk, olmaya da devam edeceğiz.
2025 yılı 05 Ağustos tarihi itibariyle başlayan bu çalışmalar sonucunda oluşturulan yasal düzenlemelere rağmen PKK terör örgütünün, üzerine düşenleri dikkate almaması, sadece silahların bırakılması değil, kendisini ve PYD, YPG, SDG, PJAK ve Avrupa Diasporası dahil tüm bileşenlerini sadece feshetmek değil aynı zamanda tasfiye de etmesi yönünündeki yapılması gereken konularda havaya ıslık çalarak gezinmesi de gözlerden kaçmamaktadır.
Terör örgütü PKK’nın dağdaki elebaşları ve TBMM’ndeki siyasi sözcüleri ısrarla bir “Genel Af” beklentisi içine olduklarını, bunun gerçekleşmemesi halinde örgütün silahlarını bırakmayacağını açıkça ortaya koymaktadırlar.
Oysa olması gereken bu değildir.
Devletimizin iyi niyetini, kucaklayıcı tavrını ve yaklaşımını reddeden, inkâr eden bu durum karşısında devletin yönetimini üstlenmiş bulunan Sayın Cumhurbaşkanımızın da artık kararlı bir karşı duruş göstermesi zorunluluğu vardır, bunun zamanı gelmiş ve hatta geçmektedir.
Oysa yaşanan süreçte devlet adına bir takım farklı söylemler ve uygulama talepleri açıkça dayatılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kabile devleti değildir.
Kadim Türk devleti yasalarla, Anayasayla ve en önemlisi 1000 yıllık tarihsel tecrübesiyle yönetilmektedir.
Devlet adına yalnızca devleti yönetme sorumluluğu seçimlerle kendisine verilmiş olan Cumhurbaşkanı konuşabilir, onun adına veya yerine hiç kimse konuşamaz, görüş beyan edemez, etmemelidir. Edenlerin de bizim açımızdan herhangi bir hükmü yoktur.
Değerli arkadaşlar;
Bakınız, bugün burada bir kongre yapıyoruz.
Siyasi partilerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının, Derneklerin veya Vakıfların yönetimlerinde görev almak isteyen Türk vatandaşları, devletin ilgili mercilerine önce nüfus kayıt belgelerini, beraberinde yerleşim yeri yani ikametgâh belgelerini ve en önemlisi de Cumhuriyet Savcılıklarından aldıkları temiz kağıtlarını yani Adli Sicil Belgelerini vermek ve bu görevleri yapabilmelerine engel bir hukuki durumlarının olmadığını beyan ve ispat etmek durumundalar.
Bugün “Terörsüz Türkiye” diyerek- ki buna kimsenin herhangi bir itirazı da olamaz- zira terörlü bir ülkeyi hiç kimse istemez, terörlü bir bölgeyi hiç kimse arzu etmez, ancak bunun sağlanmasında da yürütülen çalışmalarda da “sözde koordinasyon sorumlusu” görevi olarak eğer o terörü yaratan örgütün elebaşını uygun görüyor ve öneriyorsanız öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bunun adı devletin kurallarına, yasalarına ve anayasaya aykırı bir önermede bulunuyorsunuz, en hafif deyimiyle milletin aklıyla alay ediyorsunuz demektir.
Bu konularda PKK terör örgütünün siyasi ayağını oluşturan DEM Parti sözcülerinin söylemlerini bir kenara bırakarak değerlendirmek isterim, zira onlar zaten PKK ağzıyla konuşuyorlar.
Ancak bugün devlet yönetiminde sorumluluk üstlenmiş Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açık destekçisi görüntüsünde olan ama buna karşın neredeyse DEM Partililerle yarışırcasına söylemlerini örtüştüren siyasetçileri dikkatle değerlendirmek zorundayız.
MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin dün partisinin bir toplantısında yeniden ve ısrarla gündeme getirdiği konu kabul edilebilir değildir.
Sayın Bahçeli aynen şunları söylemektedir:
“Meclis'te komisyonlar teşekkül etmiştir. (Henüz teşekkül eden bir komisyon da yoktur) Yasa çok yüksek bir oranda kabul görerek uygulamaya geçmiştir.)Henüz yürürlüğe giren bir yasa da yoktur) (…) Yasanın öngörmüş olduğu kurumlar kurulmalı ve herkese de bu manada sorumluluk istiyorlarsa o sorumluluğu da vermek lazımdır. Bunlardan bir tanesi de barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır.”
Bu nasıl bir devlet anlayışıdır, ya da bu hangi devletin anlayışıdır?
Bu konu artık Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıkça netleştirilmelidir, doğrularıyla ve olması gereken boyutuyla ortaya konulmalıdır.
Değerli arkadaşlar,
Bilmeyenler için bir kez de buradan hatırlatayım. Bu çerçeve yasanın 1.nci maddesinin 1.nci fıkrasında aynen şöyle denilmektedir;
MADDE 1 – (1) Bu kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.
Daha açık nasıl söylenebilir?
Eğer bilmediğimiz bir misyon ve sorumluluk çerçevesinde böyle bir önermede bulunuluyorsa o zaman bu önermeleri yapanlar için, yasalara ve kurallara bağlı kalmaksızın terör örgütü elebaşına kendi bünyenizde görevler ihdas edebilirsiniz. Alınabilecek en kolay karar da bunu kendinize Başdanışman yapmaktır.!
Bakın yine hatırlatıyorum. Partinizde teşkilatlarınızda yönetici yapamazsınız. Çünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı sabıkası olmadığına dair Adli Sicil Kaydı isteyecek unutmayın.
Ben onu da tanımam diyorsanız o durumda olay başka mecralara evrilecek demektir.
Bu terörist başına Türk adaleti tarafından verilen sahip olduğu statünün dışında bir paye verilmeye çalışılmasına, olur olmaz yerlerde selamlar gönderilmesine, bu konunun daha fazla gündemde tutulup asil Türk milletinin, kadim Türk devletinin daha fazla rencide edilmesine DEMOKRATİK SOL PARTİ olarak rıza gösteremeyiz.
Ve inanıyorum ki asil Türk milleti de terörle mücadelede bugüne kadar canını feda etmiş şehitlerimizin ruhları da bedenlerinin bir parçasını feda etmiş gazilerimiz de asla ve asla buna razı olmayacaktır.
Değerli DemokratikSolcular, kıymetli yol arkadaşlarım, saygıdeğer basın mensupları,
Yaşanan sıkıntılar sadece bunula sınırlı da değildir.
Toplumsal yaşamda ciddi bir dejenerasyonla karşı karşıyayız.
Yediden yetmişe birçok insanımız artık tahmmül noktasını aşacak şekilde bir yaşam yöntemi, davranış biçimi geliştirmekte, geleneksel Türk milletinin toplumsal kural ve kaideleri artık uygulanamaz hale gelmektedir.
Hatta sadece Türk milletine dair değil, insan olmanın genel kurallarının dahi yok sayıldığı bir yaşam şekli kurgulanmaktadır.
Hangi birini saysam diye düşünmeden edemiyorum.
Uyuşturucu kullanımındaki fahiş artıştan mı söz etsem, trafikte yaşanan saldırganlıklardan mı dem vursam, ilkokullara kadar inmiş şiddet olaylarından mı bahsetsem, tarlasında 5 liraya satılan mandalinanın markete geldiğinde 70 liradan satılmasına mı değinsem?
İnanın, neresine dokunsanız elinizde kalıyor.
Sadece bununla kalsa iyi.
Sıradan tipleri bir kenara bırakıyorum, (makul görmüyorum da..) Devletin Bakanlığını yapmış siyasetçilerin konumlarını ve statülerini kullanarak milletin parasına çökmesi, bunu basit bir ticari yatırım işlemi gibi tanımlamaya çalışmaları..
Sözde din adamı kisvesi altında cemaat yapılanma çalışmalarında mütedeyyin insanların iyi niyetle verdikleri paraları zimmetlerine geçirip, milyarlarca lirayı yurt dışına kaçırmaları,
Ne diyeyim bilemiyorum.
Bakınız, yerel yönetimlerde yaşanan rezaletleri artık konuşmaktan bile hicap duyuyoruz.
Hırsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, ihalelere fesat karıştımalar, rüşvetler..
Parti Genel Başkanlarının seçimlerdeki adaylaşmalar sürecinde içine düştüğü akçeli işler, ahlak dışı ilişkiler.
Bunlar artık kabul edilemez boyutlardadır. Bunlara artık DUR! demenin zamanı çoktan gelmiştir.
Şimdi bugün İzmir’deyiz;
Yerel yönetimlerde, Seferihisar’da Çeşme’de yaşanan rezillikleri tek tek ortaya koymaya kalksak burada üç gün konuşuruz.
İşte Bayraklı da aynı konularla gündemde, diğer ilçelerde neler çıkacağını ise yaşayarak göreceğiz.
Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da partisinde yaşanan ayrışma sürecindeki kavga gürültü içinde baktı ki kendisine rahat bir görev yapabilme imkânı, huzurlu bir çalışma ortamı kalmamış, oturmuş bir karar vermiş.
Kentine hizmet edebilmek, merkezi idarenin imkanlarını yerel yönetim olarak İzmir’e aktarabilmek için iktidar partisine katılmayı uygun görmüş.
Bu tabii ki şahsi takdiridir, bizi ilgilendiren tarafı bu olamaz.
Ama bir bakıyorsunuz seçildiği partide yani CHP’de birlikte yol arkadaşlığı yaptıkları arkadaşları, aday gösterilmesinde birinci derecede irade sahibi olan bir kişi, yani Yenii Parti’nin Genel Başkanı bugün yolları ayrılınca Sayın Cemil Tugay için “haysiyetsiz” diyebiliyor.
Siyasette bu çok ağır bir tanımlama. Kimse kusura bakmasın.
Bizim Demokratik Sol Parti olarak alışık olmadığımız yaklaşım biçimlerinden birini izah etmeye çalışacağım ama kişileri karalamak ya da kötülemek adına değil söyleyeceklerim.
Bunun tamamen bir tespit ve değerlendirme olarak algılanmasını dilerim.
Sayın Cemil Tugay yaşanan olaylar neticesinde bir tasarrufta bulunmuş ve parti değiştirmiş bu sebeple kendisine yakıştırılan sıfat “haysiyetsizlik, hainlik, hain oğlu hainlik.”
Sayın Tugay’ın yaşıyor mu bilmiyorum ama, yaşıyorsa Allah sağlıklı uzun ömür versin, yaşamıyorsa rahmetiyle muamele eylesin, babasını bile işin içine katmışlar, onu bile “hain” ilan etmişler.
Öyle bir noktadayız ki; biz buradan şunu anlıyoruz.
Bugün Yeni Parti Genel Başkanı olan Sayın Özgü Özel CHP’de iken kendileri geçmişte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı DSP’li Ahmet Priştinayı CHP’ye transfer ettiklerinde rahmetli “haysiyetli” biri oluyor, DSP’nin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i transfer ettiklerinde Allah uzun ömür versin Büyükerşen “haysiyetli” biri oluyor. Ne güzel değil mi?
Meselâ, şu an yanında bulunan PM Üyesi ve Ordu Milletvekili olan Seyit Torun Ordu’da DSP’nin Belediye Başkanıyken CHP’ye transfer olduğuna göre Sayın Özgür Özel bugün için kendisi hakkında hangi sıfatı uygun görüyor acaba?
Bir bilgiyi daha sizlerle paylaşayım hem Eskişehir için Yılmaz Büyükerşen hem de Ordu için Seyit Torun’un o dönemlerdeki seçim harcamalarının son kuruşuna kadar DSP Genel Merkez tarafından yapılmışken..
Daha yakın tarihlere geleyim mi?
2019 yılında Belediye Başkan adaylığı başvurusunu reddettikleri Antalya / Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’nu biz o seçimlerde DSP’den aday gösterdik ve Belediye Başkanı seçildi, sonrasında onu gerisin geri CHP’ye transfer ettiler.
Şimdi Antalya/Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu Sayın Özgür Özel’in kriterlerine göre hangi kategoriye girmektedir?
Haysiyetli mi haysiyetsiz mi? Hain mi değil mi?
Eskişehir / Mihalıççık Belediye Başkanımız Sayın Haydar Çorum’a seçildiği günden itibaren aylarca psikolojik baskı uyguladılar ve hala uygulamaktalar DSP’den ayrılması için.
Bunu yapanlar sizce hangi tanımlamaya girmelidir?
Değerli arkadaşlar;
Siyaset bu tür yakıştırmalarla, bu tip yaklaşımlarla bir yere getirilemez.
Şimdi bu yakıştırmalara karşın Sayın Cemil Tugay için bir takım “gazeteci” geçinenlerin televizyon ekranlarındaki iddia ve Sayın Tugay’a saldırılarının bir başka çeşidi de, “Sayın Kılıçdaroğlu bunu (Cemil Tugay’ı) aday yapmayın” diye uyarmıştı” şeklinde karşımıza çıkıyor.
Yani eski partisi CHP’de kalanlar böyle saldırıyor, CHP’den ayrılıp kendilerince “yeni” bir parti kuranlar da “haysiyetsiz, hain, hain oğlu hain” diye saldırıyorlar.
Peki o zaman sormazlar mı; Sayın Cemil Tugay ilk defa Belediye Başkanı seçildiğinde 2019 yılında İzmir/Karşıyaka’dan aday yapılmıştı değil mi?
Onu o zaman Sayın Kılıçdaroğlu aday yapmadı mı?
Yoksa o tarihte Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yönetim ekibindeki Özgür Özel mi zorla aday yaptı?
Biz Sayın Cemil Tugay’ın avukatı değiliz ama DSP olarak bu şekil siyaset anlayışına ve yaklaşımına hep karşı olduk olmaya da devam edeceğiz.
Geldiğimiz noktada beklentimiz ve doğru olan, İzmir hak ettiği yatırımları almalı, insanca yaşam koşullarına bir an önce kavuşmalıdır.
İzmir bugün esasen bir Büyükşehir değil, bir büyük köy haline getirilmiştir.
Geçmişte Bayraklı bölgesinde körfezin kenarında yaşayanlar, Karşıyaka’da, Çiğli’de Menemen’de, Aliağa’da yaşadıkları için Altınyol’u kullananlar çok iyi bilirler, o yoldan geçenlerin bile burnunu tuttuğu simsiyah lağım dolu körfez DSP’nin Belediye Başkanı Ahmet Priştina’nın olduğu dönemde temizlendi.
Ne zaman ki Priştina CHP’ye transfer edildi, o tarihten sonra İzmir yeniden gerilemeye başladı ve bugünkü pespaye durumuna geri döndü.
Rahmetli, bunların iltimas ve avanta beklentilerinden yoruldu, görev süresini bile tamamlayamadan hayata veda etti. Allah rahmetiyle muamele eylesin.
Değerli arkadaşlar, İzmir’i yaşatmanın tek bir yolu vardır, o da yeniden DSP Belediyeciliğini buraya hâkim kılmaktır!
Değerli basın mensupları, saygıdeğer yol arkadaşlarım,
Türkiye artık yavaş yavaş seçim sathı mailine girmiştir dersek yanlış söylemiş olmayız.
Dünya’da ve bölgemizde çok önemli jeopolitik gelişmeler ardı ardına yaşanmakta, emperyalist işgal planları, soykırımlar planladıkları şekliyle devam etmekte, kuzeyimizde Ukrayna / Rusya savaşı Karadenize yayılma ihtimaliyle birlikte alabildiğine riskli niteliğini sürdürmektedir.
Demokratik Sol Parti olarak daha güçlü şekilde seçimlere dair hazırlıklarımızı hızlandırmalıyız, teşkilat yapımızı güçlendirmeli biraz önce sınırlı ölçüde vurgu yaptığım olumsuzluklardan muzdarip olan İzmir’lileri 30 ilçesi dahil Akgüvercin’in kanatları altına toplamalıyız.
Türkiye ancak ve ancak Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği tam bağımsız Türkiye hedefine, Bülent Ecevit’in kuramsallaştırdığı Demokratik Sol politikalarla ve programla erişebilir.
Bu açıkça görülmektedir.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge ancak ve ancak bu terörü bitirmiş olan bir siyasi anlayışla, gerçek anlamda vatansever, milliyetçi, halkçı, demokrat politikaların hayata geçirilmesiyle sağlanabilir.
Yani tek çıkış yolu vardır, o da önümüzdeki seçimlerde DSP’nin öncelikle yüce Meccliste güçlü bir kadroyla yer alabilmesidir.
Bunu sağlayacak olan da Ecevit’in evlatları, Demokratik Sol Partinin inançlı kadroları, yılmaz savaşçıları sizlersiniz!
Demokratik Sol Partiyi yeniden Türkiye’nin birinci partisi yapmaya hazır mısınız?
Ecevit’in özenle ve önemle üzerine vurgu yaptığı “Sömürülerin en kötüsü inanç sömürüsüdür” düsturuna bağlı olarak inançlara saygılı lâikliği hâkim kılmaya, insanlarımızın din simsarlarının pençesinden kurtarılıp inançlarını özgürce yaşamalarını sağlamaya var mısınız?
Devlet işleyişinde ve belediyelerimizde yaşanan hırsızlıkların, yolsuzlukların hesabının sorulmasına var mısınız?
O zaman ilk işimiz yarından tezi yok, sokak sokak, hane hane çalışmaya başlayacaksınız.
Özellikle metropol dışında yer alan İlçelerimizde daha güçlü örgütler kurmak için çaba göstermelisiniz.
Ekonomi politikasını Kalkınma köyden ve köylüden başlar diye ortaya koymuş Demokratik Sol Partinin mensupları olarak ilk durağınız köylerimiz olmalıdır.
Üreticilerimizin yanında ve yakınında olmak zorundayız.
Onun için Güvercin yuvasının kalabalıklaşmasına yönelik çalışmalarınızı yoğunlaştıracaksınız. Sizlerden bunu bekliyorum.
İzmir İl Kongremizin hayırlı olmasını diliyorum.
Bugüne kadar görev yapan tüm kardeşlerime en içten şükranlarımı sunuyorum.
Bugün seçilerek görev üstlenecek yol arkadaşlarıma da üstün başarılar diliyorum.
Bugün bizi izleyen, milletle buluşmamıza vesile olan basın emekçilerimize, kongremizin güvenli şekilde gerçekleşmesinde emek sarfeden güvenlik güçlerimizin değerli mensupları Polislerimize ve Emniyet teşkilatımıza, bu salonun hazırlanması sırasında emek sarfeden kıymetli kardeşlerimize sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Yolumuz, bahtımız açık olsun.